About us

Salat Camii Yanı Kazısı

Salat Camii Yanı, Diyarbakır İli, İlçe merkezi Bismil’in yaklaşık 20 km. doğusunda, Dicle’nin kolu Salat Çay’ın sol kenarında yer almaktadır Bu yerleşme, ilk defa 1989 yılında Dicle-Fırat Arkeolojik Keşif Projesi sırasında saptanmıştır ve 2002 yılında Salat Tepe kazı ekibi tarafından tekrar ziyaret edilerek yüzeyden malzemeler toplanmıştır. 2003 yılında tarafımızca gerçekleştirilen ayrıntılı yüzey araştırmalarının ardından 2004 yılında Diyarbakır Müze Müdürlüğü başkanlığında önce Tokyo Kaseigakuin Üniversitesi’nce ve daha sonra Tsukuba Üniversitesi’nce oluşturulan ekip tarafından kazı çalışmaları başlatılmıştır.

Tabakalanma

Bütün açmalarda yüzey toprağının hemen altında Neolitik Çağ dolgusu ile karşılaşılmıştır. Ancak bu tabakaların içine kazılmış Demir Çağ ve Orta Çağa ait çok sayıda çukur da tespit edilmiştir. Gerek çukurların boyutunun büyük olması, gerekse diğer mimari kalıntılarına hiç rastlanmayışı, bu alanın o dönemde erzağı depolamak için kullanıldığını göstermektedir. Şimdiye kadar kazılmış alanda Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’a ait herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır. Büyük olasılıkla Salat Camii Yanı’nın Çanak Çömlekli Neolitik Çağ’dan itibaren iskân edilmeye başladığı söylenebilir. 

Mimari

Kerpiç-topanlı yapılar, taş temelsiz olarak inşa edilmiştir ve genellikle bölme duvarlarıyla küçük odalara bölünmüştür. Bu yapı, ara duvarlarla 7 mekâna bölünmüştür. Ortada bulunan ince uzun koridor şeklindeki bir mekân ile, onun her iki tarafında bulunan üçer küçük mekândan oluşmaktadır. Bu yapının batı duvarında ise, ne tür işlev gördüğü tam anlaşılamayan, buna bitişik olarak yapılmış iki tane ek duvar tespit edilmiştir. Bu yapının mekânları içinde yedi tane gömü bulunmuştur. Oldukça küçük olan 2 no.lu mekândan ise içinde bir çömleğe ait parçalar tespit edilmiştir. Bu parçaların tümünün, gerek dış yüzeyi üste bakar bir şekilde bulunmuş olması, gerekse dipten omuza kadar eksiksiz olarak tümlenebilmiş olması, bunların bilinçli olarak kırılarak döşenmiş olduğunu göstermektedir. 

Ateş Çukuru

Toprak içine kazılarak yapılan ateş çukurları, genel olarak şöbe biçimli olup, içi külle doludur ve kenarlarında belirgin biçimde yanma izleri görülmektedir. Çukurun içinde yanmış taşların in situ olarak bulunan örneklerinin sayısı da az değildir. Bu taşların, şöbe biçimli ocağın taban altına konulan döşeme taşları ile aynı cinsten olması, dikkat çekicidir. Burada da aynı amaçla, uygun taşların özellikle seçilip konulmuş olduğu söylenebilir. Bu ateş çukurları, değişik seviyelerde oldukça çok sayıda tespit edilmiştir.

Çukur

Sayısı pek fazla olmamakla birlikte, Neolitik Çağa ait çukurlar da tespit edilmiştir. Genellikle çapı 1,5-2,0 m. arasında ve derinliği ise 1,0 m. kadardır. Çukurların içinde, atılmış şekilde bol miktarda çanak çömlek parçaları, çay taşları ve hayvan kemikleri ele geçmiştir. 

Taş Döşeme

1. evreye ait tabakalarda değişik seviyelerde dört taş döşeme belirlenmiştir. Ana toprağın yüzeyi yer yer sığ çukur ve çöküntüler nedeniyle düzensiz şekildedir. Bu çukurları dolduran dolgular içinde de Neolitik buluntular saptanmıştır. En alt tabakadaki iyi korunmuş taş döşemenin yapımı için ana topraktaki çukurluklar doldurulmuş ve böylelikle düz bir zemin elde edilmiştir. Bu dolguda iri çakıltaşı ile birlikte işlenmiş parçalar da dahil olmak üzere çakmaktaşı da sık şekilde döşenmiştir. Taş döşemenin hemen üzerinde çok sayıda hayvan kemiğinin bulunması dikkat çekicidir. Diğer üç taş döşeme de buna benzer şekilde yapılmış ancak onun kadar iyi korunmamıştır.

Çanak Çömlek Evreleri

1.evrede mineral katkılı ve açkılı çanak çömlek, en büyük mal grubunu teşkil etmektedir. Kapların genel olarak iyi pişirilmiş olduğu söylenebilir ve tamamen okside edilmiş parçaların sayısı da az değildir. Bunun yanı sıra az sayıda olmakla birlikte, mineral katkı ile beraber ince bitkisel katkı içeren parçalara da rastlanmıştır.

2. evre çanak çömleği, önceki evre ile oldukça farklı özelliklere sahiptir. 1. evrenin tipik mal grubu olan mineral katkılı açkılı mal, bu evrede yalnızca alt tabakalarda seyrek olarak ele geçmiştir. Buna karşın 2. evre çanak çömleğinin ağırlıklı grubunu, ilk olarak bu evrede görülen bol bitkisel katkılı kaba hamurlu mal oluşturur.

3. evre çanak çömleğinin önceki evre ile bir devamlılık içinde olduğu söylenebilir. En yaygın mal grubu, 2. evrede olduğu gibi, bitkisel katkılı kaba maldır. Ancak aynı mal grubu içinde önemli bazı değişiklikler de görülmektedir; ayrıca yeni mal grupları da ortaya çıkmıştır. 3. evre çanak çömleğinin, Proto-Hassuna grubu ile genel olarak aynı özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Bu evreye özgü yeni öğeler olan 1) gelişkin kap biçimleri, 2) kabartma bezek, 3) husking tray, 4) boya bezemeli çanak çömlek, 5) koyu renkli açkılı mal ve 6) kırmızı boya astarlı mal, tümüyle Proto-Hassuna çanak çömleğinde de iyi tanınmaktadır.

Yontmataş Endüstrisi

2004-2008 yılları arasında toplam 10,000’den fazla yontmataş eserleri ele geçmiştir. Bunlardan yaklaşık olarak %60’ını çakmaktaşı, %40’ını ise obsidyen teşkil etmektedir. Çanak Çömlekli Neolitik Çağ’a ait üç evre boyunca yontmataş buluntu topluluğu arasında belirgin farklılık görülmemesine karşın, çakmaktaşı ve obsidyen endüstrileri arasında oldukça büyük farklılıklar bulunmaktadır. 

Çakmak Taşı

Salat Camii Yanı’nda kullanılan çakmaktaşının büyük bir çoğunluğu, yaklaşık olarak 10 cm çapındaki çaytaşıdır. Bu hammadde, büyük olasılıkla ya yerleşmenin yanından akan Salat Çayı’nın ya da yine pek uzak olmayan Dicle’nin yataklarından elde edilmiştir. Hem renk hem de doku açısından geniş çeşitlemeye sahiptir. 

Obsidyen

Obsidyen aletlerin sayısı ise azdır ve çoğu düzeltili dilgilerden oluşmaktadır. En yaygın olanı, yan kenarlarında kaba ve dik düzeltili ya da kullanım izli olan kalın dilgilerdir.

Kil Eserler

Pişmiş toprak eserleri olarak, delikli diskler, boncuklar ve figürünler ele geçmiştir. Delikli diskler kırılmış çanak çömlek parçaları kullanılarak, kenarları kabaca yontularak biçimlendirilmiştir. Yalnızca üst tabakalarda yaygın olarak ele geçen bitkisel katkılı çanak çömlek parçaları kullanılmıştır. Kil boncuklar arasında, biri silindir biçimli diğeri yassı ve eşkenar dörtgen biçimli olmak üzere, iki tip bulunmaktadır. Silindir biçimli boncukların yüzeyi pekiyi düzelttirilmemiş olmasına karşı, ikinci tip boncuklarda ise yüzeyi iyi açkılanmıştır.

Taş Aletler

Taş aletler ise, pek yaygın değildir. Bir kaç tane yassı balta 3 adet topuz başı ve 20 taneye yakın ağırşak ele geçmiştir. Ağırşaklar, tamamlanmamış olanlar da dahil olmak üzere, genel olarak kumtaşından yapılmış olup, özenle biçimlendirilmiştir

Bakır aletler

Doğal bakırdan yapılmış bir boncuk şimdiye kadar beş tane ele geçen malahit parçası ile birlikte, burada bakır işletmeciliğinin var olduğunu gösterme açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak yapım tekniği bakımından, Çayönü ve Aşıklı Höyük’ten bilinen Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ örnekleriyle pek büyük farklılık görülmemektedir. Nitekim bu boncuğun, önce doğal bakır parçasının çekiçlenerek yaklaşık 30 mm. uzunluktaki ince levha haline getirildiği ve daha sonra onun kıvrılarak bu şekline getirildiği anlaşılmaktadır.  

Kemik Aletler

Kemik aletler arasında spatüllar en büyük buluntu topluluğunu oluşturmaktadır. Kaburga kemiğinden yapılan yassı bir bız ise bir yüzeyde zikzak çizgiler ile küçük dairelerden oluşan bezeme bulundurmaktadır. Üzerinde bir dizi çizgileri bulunan omurga kemiğinin sayısı da az değildi.

Katkı

Salat Camii Yanı kazıları için mali desteği ve diğer destekleri Japonya Bilim Teşvik Kurumu (Japan Society for Promoting Sciences) sağlamıştır.

Yukarı

A wonderful serenity has taken possession of my entire soul, like these sweet mornings of spring which I enjoy with my whole heart. I am alone, and feel the charm of existence in this spot, which was created for the bliss of souls like mine.

I am so happy, my dear friend, so absorbed in the exquisite sense of mere tranquil existence, that I neglect my talents. I should be incapable of drawing a single stroke at the present moment; and yet I feel that I never was a greater artist than now.

When, while the lovely valley teems with vapour around me, and the meridian sun strikes the upper surface of the impenetrable foliage of my trees, and but a few stray gleams steal into the inner sanctuary, I throw myself down among the tall grass by the trickling stream; and, as I lie close to the earth, a thousand unknown plants are noticed by me: when I hear the buzz of the little world among the stalks, and grow familiar with the countless indescribable forms of the insects and flies, then I feel the presence of the Almighty, who formed us in his own image.

Duis dictum tristique lacus, id placerat dolor lobortis sed. In nulla lorem, accumsan sed mollis eu, dapibus non sapien. Curabitur eu adipiscing ipsum. Mauris ut dui turpis, vel iaculis est. Morbi molestie fermentum sem quis ultricies. Mauris ac lacinia sapien. Fusce ut enim libero, vitae venenatis arcu. Cras viverra, libero a fringilla gravida, dolor enim cursus turpis, id sodales sem justo sit amet lectus. Fusce ut arcu eu metus lacinia commodo. Proin cursus ornare turpis, et faucibus ipsum egestas ut. Maecenas aliquam suscipit ante non consectetur. Etiam quis metus a dolor vehicula scelerisque.

Nam elementum consequat bibendum. Suspendisse id semper odio. Sed nec leo vel ligula cursus aliquet a nec nulla. Sed eu nulla quam. Etiam quis est ut sapien volutpat vulputate. Cras in purus quis sapien aliquam viverra et volutpat ligula. Vestibulum condimentum ultricies pharetra. Etiam dapibus cursus ligula quis iaculis. Mauris pellentesque dui quis mi fermentum elementum sodales libero consequat. Duis eu elit et dui varius bibendum. Sed interdum nisl in ante sollicitudin id facilisis tortor ullamcorper. Etiam scelerisque leo vel elit venenatis nec condimentum ipsum molestie. In hac habitasse platea dictumst. Sed quis nulla et nibh aliquam cursus vitae quis enim. Maecenas eget risus turpis.